Temel gıdamız saydığımız ekmeğin alerjik olabileceği asla
düşünülemezdi belki ama ne yazık ki ‘artık ekmekler de bozuldu’.
Özellikle günümüzde buğday tohumlarının daha fazla protein (glutenler) içermek üzere islah(!) edilmesi üzerine gluten ve diğer
buğday proteinlerinin vücutta allerjik yanıt oluşturması görülme sıklığı giderek artan bir sağlık sorunu olarak gündeme
gelmiştir. Zira bu alerjinin belirtileri sandığımızdan çok daha büyük boyutlara ulaşabilmektedir.
Araştırmalar, buğdayın içerdiği bütün proteinlerin genetik yatkınlığı olan kişilerde alerjik yanıt oluşturduğu kanıtlanmıştır.
Günümüzde unlu besinlerin tüketimindeki artış da buğday alerjisinin hızla tırmanmasına, belirtilerinin şiddetlenmesine yol
açmıştır.
Buğday proteinleri normalde yabancı proteinlere geçirgen olmayan barsak epitelinde bozulmalar yaratmakta, bozulan barsak
geçirgenliği ise başta glutenler olmak üzere pek çok başka yabancı proteinin barsaktan emilerek kana karışmasına yol
açmaktadır. Bu ise bağışıklık sistemimizi alarma geçirmeye yeterli bir uyarıdır.
Ne yazık ki bağışıklık sistemimiz alarma geçtiğinde vücudun kendi dokularına da zarar verebilmektedir. İlk belirtiler ise
buğday proteinlerinin geçtiği yerlerde, barsak epitelinde meydana gelmektedir: Çölyak hastalığı, hazımsızlık, şişkinlik vb
belirtiler.
Ancak bir kez kana geçen yabancı proteinler kan dolaşımıyla tüm vücutta her yere ulaşmakta, ve buralardaki bazı dokularda da
barsak epitelinde yarattıklarına benzer şekilde doku hasarı gelişmesine yol açmaktadırlar. Bu belirtilerin tümü birden buğday
alerjisi=gluten alerjisi tablosunu oluştururlar.
Glutenler barsak geçirgenliğinin bozulmasına yol açan tek madde değildir, barsak geçirgenliği başka IgA reaksiyonları
üzerinden de bozulabilir. Veya antibiyotiklerin aşırı kullanımı, aşırı kandida üremesi, parazitler, bakteriyel enfeksiyon,
ağır metal toksisitesi gibi sebepler de barsak geçirgenliğinin bozulmasında rol oynayabilir. Bu sırada istenmeyen pek çok
madde vücuda girebilir.
Buğday proteinleri (Glutenler) sindirilmeden vücuda nasıl girer?
Buğday proteinleri genetik olarak yatkın kişilerde barsak epitel hücrelerinde bir madde üretilmesini sağlarlar. Bu madde
barsak cidarındaki
hücreleri birbirine adeta yapıştıran moleküllerin çözülmesine yol açar. Böylece bu moleküllerin oluşturduğu “sıkı bağlantı
alanları” gevşer ve yabancı proteinler hücrelerin arasından sızarak vücuda girerler.
Buğday proteinlerinin vücuda girmesi üzerine bağışıklık yanıtı nasıl başlar?
Barsak mukozasındaki sıkı bağlantı yerlerinin gevşeyerek proteinlerin mukoza tabakalarının altına sızması buradaki
lenfositleri harekete geçirir. Bilindiği gibi lenfositler vücuttaki immunglobulin (antikor) üreten hücrelerin % 80′ini
oluştururlar. Böylece lenfositlerin uyarılması ile bir dizi reaksiyon tetikleyerek büyük bir bağışıklık ve antikor yanıt
gelişmiş olur.
Daha sonra yapılan çalışmalarda sıkı bağlantı bölgelerinin bozulmasının pek çok hastalıkla yakından ilişkili olduğu
gösterilmiştir:
Serum zonulin düzeyleri Biliyer Siroz, İnsüline Bağımlı Diabetes Mellitus ve Çölyak hastalığında yüksek bulunmuştur.
Buğday Alerjisinin Klinik Belirtileri
Buğday alerjisi olanlarda aşağıdaki belirtilerin biri ya da çoğunlukla birkaçı birarada görülür:
•Sindirim sorunları, gaz ve şişkinlik gibi hazımsızlık belirtileri, diyare (ishal) veya konstipasyon (kabızlık), kusma, reflü.
•Bebeklerde hırıltılı solunum, çocuk ve yetişkinlerde saman nezlesi, kronik sinüzit, astım gibi solunum problemleri
•Hormonal problemler (buluğ çağında adet kanamaları başlangıcında gecikme, amenore, infertilite, PKOS (polikistik over
sendromu)
•Ağrılar (migren ve diğer başağrıları, kemik, eklem ve kas ağrıları)
•Mental problemler (konsantrasyon bozukluğu, hiperaktivite, dikkat eksikliği sendromu)
•Duygusal problemler (sinirlilik, depresyon)
•Deri problemleri (Dermatitis Herpetiformis—hemen daima çölyak hastalığına eşlik eder; olasılıkla akne ve sedef hastalığı)
•Obezite, kilo artışı veya kilo kaybı
•Ağızda aftlar,
•Diş minesinde gelişme bozukluğu ve diğer bazı diş problemleri
•Kasılma nöbetleri, kramplar, bacaklarda batma-uyuşma
•Boy kısalığı, gelişme geriliği
•Halsizlik
Bir kişide buğday alerjisi olup olmadığını anlamanın yolu çok da zor değildir, eğer yukarıdaki belirtiler varsa 7-10 gün kadar
buğday ve buğdayın herhangi bir şekilde içeriğinde bulunduğu herhangi bir besin maddesinden mutlak kaçınmakla belirtilerde
bariz hafifleme veya tamamen iyileşme görülüyorsa, bu buğdaya alerjik olduğunuz anlamına gelir. Eğer belirtiler geçmemişse
buğday alerjiniz olmadığına hükmetmekte acele etmeyiniz, beraberinde süt alerjiniz de varsa belirtilerin devam etmesinin
sebebi bu da olabilir. Bu durumda süt ve süt ürünlerini de kesmekle gerçek nedene daha da yaklaşmış olursunuz.
Ozon tedavisi bağışıklık sistemini modüle ettiğinden, bütün alerjilerde iyileştirici etkilere sahiptir.
Karbonhidrat Bağımlılığı
Vücuda giren buğday proteinleri (glutenler) kan-beyin bariyerini de geçerler. Bu çok hassas yapının seçici geçirgenliğinin
bozulması sonucu yabancı proteinler beyin dolaşımına girebilir ve beyin hücrelerinde istenmeyen etkiler başlatabilirler.
Karbonhidrat bağımlılığının mekanizması şöyle özetlenebilir:
Buğday proteinleri beyindeki endorfin/morfin reseptörlerine bağlanmaktadır. Yani mutluluk duygusu yaratmaktadırlar. Endorfin/morfin
reseptörlerinin bir diğer özelliği ise bu alanlara bağlanabilen maddelerin kişide bağımlılık yaratmasıdır. Kişi bu
reseptörlere bağlanan maddelere sürekli açlık duymaktadır (tıpkı morfine duyulan açlık gibi). Bu yüzden karbonhidrat içeren
besinler alındığında duygusal doygunluk hissi yaşanmakta, tokluk hissi bile bu maddelerin alınmasına bağlı olarak
gelişmektedir.
Ekmek yemeden karnı doymuş hissetmemek, tatlı ile sonlanmayan bir öğünün eksik kalması hissi, unlu-şekerli şeyler yendiğinde
hissedilen keyif duygusu hep bu bağımlılığın sonucudur.
Tabii başta diyabet olmak üzere ilerleyen yaşla birlikte damarları etkileyerek dolaşım sistemini bozan metabolik sendromun ve
belki başka hastalıkların da nedeni; yine bu bağımlılıktan kaynaklanan yanlış beslenmedir.
Zonulin Antagonisti Buğday Alerjisini Önleyebilecek mi?
Bir buğday proteini olan gliadinin intestinal epitelyal hücrelerde zonulin salınımına yol açtığı ilk olarak in vitro
çalışmalarda gösterilmiştir.
Gliadin bu hücrelerde reversibl olarak bir protein (m-RNA) üretimine neden olmakta, bu protein de (zonulin) hücre iskeletinin
reorganizasyonu üzerinden sıkı bağlantı bölgelerini açmaktadır. Bunun arkasından barsak geçirgenliğinin hızla arttığı
gözlenmiştir.
Bu proteinin bağlandığı reseptörlere bağlanarak etki gösteren bir ilaç (Zonulin antagonisti) geliştirmek üzere çalışmalara
başlanmıştır. Ancak Zonulin antagonisti ile önceden tedavinin, gliadin kaynaklı sıkı-bağlantı alanının gevşemesini ve artan
intestinal geçirgenliği engellemekle beraber zonulin salınımını engelleyemediği görülmüştür. (Early effects of gliadin on
enterocyte intracellular signalling involved in intestinal barrier function. - Gut. 2003 Feb;52(2):218-23)
Zonulin antagonisti ile ilgili klinik çalışmalar halen sürmektedir. FDA (Amerikan Besin ve İlaç Dairesi) bu ilaç için Tip-I
DİABETES MELLİTUS, ÇÖLYAK HASTALIĞI ve OTO-İMMUN HASTALIKLARDA kullanım endikasyonu vermiş ve ayrıca bu ilaca özel, ‘hızlı
onay süreci’ başlatmıştır. |