Vitiligo

Vitiligo deride beyaz lekeler şeklinde kendini gösteren bir hastalıktır. Deriye rengini veren hücrelerin tahribatıyla seyreder.
Edinsel (kalıtımsal olmayan) bir otoimmün bir hastalık olabileceği düşünülmektedir ancak bu teori bugüne dek kanıtlanamamıştır.

Vitiligonun olası nedenleri ile ilgili çeşitli hipotezler vardır:

Genetik
Hastalığa yakalananların çoğunun akrabalarında da vitiligo görülür. Buna karşın hastalığın genetik olduğu henüz kanıtlanamamıştır.

Otoimmünite
Bu teori bir çok hastalık için, hastalık bölgesinde vücudun savunma sistemine ait hücrelerin görülmesi üzerine ileri sürülmüş, ancak gerçekte varlığı ispatlanamamıştır. Teoriye göre savunma sistemi vücudun çeşitli dokularına sebepsiz yere saldırmaktadır. Dokularda spesifik antikorların tespit edilmesi de bu teori lehine değerlendirilmiştir.

Otoimmünite teorisi ilk olarak 1900’lerin başında, immünolojinin başlamasıyla beraber ileri sürülmüştür. Sonrasında da, başka bir hastalık etkeni tespit edilememesi üzerine, 60’lı yıllarda genel kabul görmüş, ve bu görüş günümüze dek gelmiştir. Ancak 21. yüzyılda ilerleyen teknoloji sayesinde vücut dokularında virüslerin izole edilebilmesi ve nörotoksin, dermotoksin gibi sinir ve deri hücrelerinde hastalık meydana getiren viral yan ürünlerin tespit edilebilmesi, geriye dönük nüfus istatististikleri ile desteklenen bilimsel kanıtlar otoimmün zannedilen süreçlerin aslında viral nedenli olduğuna işaret etmektedir. Yine de otoimmünite görüşünün terk edilebilmesi için daha çok araştırmaya gerek vardır.

Ağır metal zehirlenmesi
Cıva, kurşun, bakır, aluminyum gibi ağır metaller küçük miktarlarda da olsa sürekli alındıklarında vücutta birikirler. Biriktikleri yer genellikle karaciğer hücreleri olur. Tabii kanda da bulunurlar ve vücut sıvılarına geçerler, gebelerde de plasentaya geçerler ve kordon kanında da tespit edilmişlerdir. Böylece bu toksik birikim anne karnında iken ve emzirme sırasında anneden bebeğe geçerek bebeğin karaciğerinin de bu ağır metallerle dolmasına yol açar.

Ağır metal birikimi ile hastalıklar arasında pek çok ilişki gösterilmiştir. Ancak şimdilik yeterince bilimsel araştırma olmadığı için, bunun doğruluğu ve doğru ise de hangi ağır metallerin Vitiligoya neden olduğu henüz gösterilmiş değildir. Yine de, karaciğer hücrelerindeki Aluminyum ve Bakır birikimleri en çok şüphe altında bulunanlardır.

Virüsler
Günümüzde virüslerin, otoimmün olduğu düşünülen pek çok hastalık sürecinde en azından hastalığı başlatıcı rol oynadığına inanılmaktadır. Bu hastalıkların en başında şunlar var: Tip-I Diyabet, Romatoid Artrit ve Otoimmün Tiroid Hastalığı. Bu sayılan hastalıkların hepsi de Vitiligo hastalarında normalden daha sık görülüyor.
Vitiligo gelişme sürecinde de virüs istilasının rol oynadığını gösteren pek çok çalışma mevcut.

Virüs teorisi vitiligonun aynı ailenin bireylerinde daha sık görülmesini de açıklayabiliyor, çünkü DNA’mızda virüs materyalleri tespit edilmiş durumda ve bu da ailesel hastalık eğilimine yol açıyor:

Virüsler vücuda ilk girdiklerinde bir ateşli hastalık tablosu oluştururlar ancak bu tablo yatıştıktan sonra da vücutta kalmaya devam ederler. Onlar kendilerini bizim DNA zincirimize eklerler (atık çöp DNA olarak tabir edilen DNA, yani insan genomunun yüzde 9’unun virüsler aracılığıyla geldiği düşünülüyor). Böylece belli virüslerin DNA veya RNA’sı erkek ve dişilerin eşey hücreleri ile (yumurta ve sperm) kuşaktan kuşağa geçer. Ancak şimdilik teknik olanaklar yeterli olmadığı için, vitiligo gelişim sürecinde bunun olup olmadığı ve bu doğru ise hangi virüslerin Vitiligoya neden olabileceği henüz belli değil.

Şimdilik, etken olabileceği yönünde güçlü bağlantılar tespit edilen 2 virüs var ancak:
Hepatitis-C ve Hindi Herpesvirüsü (hindilerde vitiligoya benzer pigmentasyon bozuklukları yapıyor). Pek çok araştırmacı virüslerle vitiligo arasında şüpheye yer bırakmayacak bulgular elde etmiş durumda ancak bu sonuçların netleşmesi için onların ulaştığı her bir sonucun aynısına başka araştırmacıların da ulaşmasını beklemek zorundayız.

Beslenme
Neredeyse tüm deri hastalıkları, nedeni henüz anlaşılamasa dahi, bir barsak ya da karaciğer bağlantısına sahip olabiliyor. Bu durum ise dikkatimizi beslenme faktörlerine çekiyor.

Halihazırda beslenme yetersizlikleri ile vitiligo arasında bir bağlantı tespit edilmiş durumda. Yani yeterince vitamin ve mineraller içeren bir diyet hastalığın gidişatını olumlu etkiliyor. Aynı zamanda bazı gıdaların diyetten çıkarılmasının da bazı vakalara iyi geldiği görülmüş. Bunlar da yine, karaciğerin vitiligo hastalığındaki olası rolünü gösteren bir nokta. Zira vitamin ve mineraller bize iyi geliyorsa, bunlar bu maddelerin karaciğer tarafından çeşitli enzimatik faaliyetlerde aktif olarak kullanılmasından ötürüdür, bunu biliyoruz. Yine bize dokunan gıdalar da yine karaciğerin onları sindirmek için gerekli enzimleri sentezleyememesi yüzünden dokunuyor olabilir. Sızdıran Barsak sendromu böyle süreçlerde gelişiyor mesela ve vitiligo ile de ilişkisi gösterilmiş.

Stres
Duygusal ve fiziksel stresler de, hastalığın ortaya çıkışında veya ilerlemesinde risk faktörü olarak gösteriliyor.

Ağır metal birikimi, DNA’mızdaki viral eklentiler, veya beslenme ya da stres gibi sebeplerin her birinin tek başına hastalık meydana getirmeyip, hastalığın ancak bu nedenlerden birkaçı bir araya geldiğinde ortaya çıktığı düşünülüyor. Şimdilik bu yönde net bir bulgu olmamasına rağmen, DNA’sında viral eklentilere sahip olan kişilerin yukarıda sayılan diğer sebeplerden en az birine veya her üçüne sahip olması halinde hastalık gelişiyor olabilir.

Bu görüşlerin hiçbiri için yeterli kanıt bulunmadığını tekrar edelim.

Tedavide ağırlıklı olarak kortikosteroidler (halk arasında bilinen adı ile kortizon) ve otoimmün hastalıklarda kullanılan antiromatizmal ilaçlara başvurulur. Minosiklin adındaki antibiyotik, bağışıklık baskılayıcı veya düzenleyici başka moleküller, T ve B lenfosit gelişme süreçlerini baskılayan moleküller, hastalıklı bölgelere uygulanan UVB tedavisi, Dar-bant UVB ile fototerapi, lazer cerrahisi gibi yöntemler de ilerlemeyi yavaşlatabilmektedir.

Aşağıdaki tedavi yaklaşımları da ümit vericidir:

Anti-viral tedaviler
İnterferonlar ve antiviral ajanlarla yapılan C-Hepatit tedavisinden sonra Vitiligo belirtileri hafifleyen vakalar vardır.

Anti-viral bitkilerle tedaviler
Günümüzde pek çok bitkinin etkisinin aslında antiviral özelliklerden geldiği keşfediliyor. Bunların önemli bir kısmını çeşitli hastalıkların tedavisinde zaten kullanıyoruz. İşte bu bitkilerin antiviral özelliklere sahip olması bizi hastalıkların viral nedenleri konusunda düşünmeye de sevk ediyor.

Halen, vitiligo tedavisinde etkisi gösterilmiş çeşitkli bitkisel reçeteler dünyanın her yerinde uygulanmakta.

Ozonterapi
Gerek güçlü bir anti-viral ajan olması, gerek ağır metal detoksu meydana getirmesi, gerekse immün-modülatör etkiler üzerinden bağışıklığı normal düzeylere getirmesi ile, ayrıca duygudurumunu iyileştirerek stres yanıtını azaltması sayesinde, ozonterapi vitiligo seyrini yavaşlatmakta, hatta tedavi süresine ve beraberinde verilen desteklerle birlikte tamamen durdurabilmekte ya da geri döndürebilmektedir.

Ozonterapi interferon sayısını arttırarak da bağışıklığı güçlendirir. Bazı interferon tiplerini 9 kata kadar arttırır ve ozonterapi alanlar interferon tedavisinin ağır yan etkilerine katlanmak zorunda da kalmaz.

Ozonterapinin yukarıda sayılan klasik tedavilerden farklı olarak, hiçbir yan etkisi yoktur.

Destekleyici tedavi belli bazı antioksidan takviyeleri ve vitaminler ile metabolizmanın desteklenmesine, sebebe yönelik beslenme yönetiminin ve yaşam tarzı değişikliklerinin uygulanmasına, ayrıca kişinin stresle baş etme yöntemlerinin geliştirilmesine dayanır.

Enerji Klinikte tedaviler tüm bu ilkeler üzerinden yürütülmektedir.